NAĞME-İ AŞK YENİLENDİ VE ŞURAYA TAŞINDI.

BU SAYFALAR 2015 BAŞINDAN BERİ GÜNCELLENMEMEKTEDİR.

LÜTFEN BİZİ ARTIK BURADAN TAKİP EDİNİZ...

 

 

SALAHADDİN DEMİRTAŞ

(SALÂHÎ DEDE)*

(1912-1997)

Abdullah Salahaddin Demirtaş, 1 Mart 1912'de İstanbul, Kasımpaşa'da diinyaya geldi. Babası, Deniz Subayı ve devrin önemli zâkirbaşı ve âyinhânlanndan, giriftzen, Uşşâkî dervişi Demirtaş Hüsâmeddin Efendi, annesi Şerîfe Hanım'dır, Ablası Şaziment Hanım, kânûnî ve ûdîdir.

Salahaddin Demirtaş, ailesinden dinlediği şekliyle dünyaya gelişini şöyle nakleder :

"Uşşâkî Âsitânesi Şeyhi Mustafa Efendi, babama Abdullah geliyor mu? diye sormuş. Babam şaşırmış, bir şey dememiş. Başka bir gün yine Abdullah geliyor mu? diye sorunca babam annemin hamile olduğunu anlamış ve nihayet Efendi üçüncü kez sorunca; geliyor Efendim demiş. Öyleyse, hamli vukuunda gel, Hz. Pîrin kılıcını vereyim, beline dolasın, bir hamlede doğurur demiş. Öyle yapmışlar, kılıcı annem beline dolamış ve bir kere bağırmış ve hen gelmişim diinyaya, efendim başlamışım ağlamaya. Ağlamışım bir gün, iki gün, üçüncü gün devam ediyor ağlama, hiç kesilmiyor. Ablam bunu Şeyh Efendiye götürelim demiş, giydirmişler beni, üç günlük çocuk, almış dergaha götiirmiişler. Hz.Pîr'in yanına varınca bir iç geçirdin, sustun, bitti ağlaman senin, bir daha hiç ağlamadın diyor ablam. Efendi, pedere ismini ne koydunuz? demiş, Efendim ismini siz koydunuz, Abdullah geliyor dediniz. Efendi, Salâhî Hazretleriyle münasebetleri var, Salahaddin koyalım ismini demiş. Almış beni okumuş, usulen, ondan soma Hz.Pîr'in sandukasının ayak ucuna,kundağımı açmış ve bir miiddet bırakmış beni. Benim oraya bağlılığım böyle. Ailemden dinledim bunu, senin menkıben bu deyip dururlardı bana."

Salahaddin Bey'in ismini aldığı zat, Uşşâkî yolunun büyüklerinden, 1705-1782 tarihleri arasında yaşamış olan Pîr-i sâlis Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî Hazretleridir. Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî, edebiyatımızda türünün tek örneği durumundaki Regâibiyye manzûmesini kaleme alan ve eserlerini ''Salâhî" mahlasıyla yazan önemli bir edibdir. Kabri Fatih'deki Tâhir Ağa Tekkesi'ndedir.

Salahaddin Demirtaş'ın musiki ile ilk tanışması, ablası Şaziment Hanım''ın babası ile yaptığı meşkleri takip etmeye başlamasıyla oldu. Babası Hüsâmeddin Efendi musikiyi çok seven bir zat olduğundan evde fasıllar geçilir, ablası da sazıyla refakat ederdi. Salahaddin Bey pek çok şarkı ve güftelerini bu şekilde evinde meşk etti. O dönemde öğrendiği ilahiler için de şöyle demiştir :

''ilahilerin güfteleri yolda gitmekten..."

Daha sonraki meşklerini yine babası Hüsâmeddin Efendi ile ve beraber gittikleri tekkelerde sürdürdü. 1919 yılında 7 yaşındayken başlayan bu meşk dönemi, her gece bir dergaha gitmek suretiyle 13 yaşına kadar 6 yıl devam etti. Salahaddin Bey pek çok eser öğrendiği ve tekke ziyaretlerinin yoğun olduğu bu yılları şöyle anlatır :

''7 yaşımdan itibaren babam beni dergah dergah dolaştırdı. Yolda bana hep ilahiler meşk ederdi. Gideceğimiz dergahda o gece ne okuyacaksa o ilahileri yolda bana öğretirdi. Gittiğimiz bütün dergahlarda zikri babam idare ederdi."

Ziyaret ettikleri dergahlardan biri de Kasımpaşa Mevlevîhânesiydi. Kendisi birçok Mevlevî âyinini her pazar gittiği bu dergahda öğrendi. Salahaddin Demirtaş amcasının bu dergahın son postnişini olduğunu söyler. Hüseyin Vassaf Bey'in Sefîne-i Evliyâ'sında yer alan Kasımpaşa Mevlevîhânesi Şeyhleri listesinde son postnişin Seyfeddin Efendi olarak görülmektedir. Bu durumda Salahaddin Demirtaş'ın son postnişin olarak söylediği amcasının Seyfeddin Dede Efendi olması muhtemeldir.

Hüsameddin Efendi, İstanbul'un işgal altında olduğu yıllarda ailesini de yanına alarak Ankara'ya gitmek üzere yola çıktı. Fakat Yunan askerleri tarafindan yola devam etmelerine izin verilmedi ve bir miiddet İzmit'de kalmak zorunda bırakıldılar. Salahaddin Demirtaş, İzmit'de bulunduklan dönemde de babasıyla birlikte dergah ziyaretlerine devam etti. 1925 yılında çıkan kanun ile dergahlar sırlanip, âyin ve meşklerin de yasaklanması ile Salahaddin Demirtaş bu eğitim imkanından, resmen mahrum kalmış oldu.

1929 yılında annesi Şerîfe Hanım ve 1930 yılında da babası Hüsâmeddin Efendi İstanbul'da vefat ettiler. Bu kayıpların ardından, evli ve iki çocuğu olan ablası Şaziment Hanım'ın Beyazıt'daki evine taşındı. 1930 yılında Vefa Lisesi'nden mezun olan Salahaddin Demirtaş, 1933 yılında askerlik vazifesini topçu olarak Davutpaşa Kışlası'nda yapıp 1935 yılında terhis oldu. 1934 yılında da Semine Aksel Hanım'la evlendiler. Daha sonra ikinci defa askere çağrıldı ve 6 ay Çanakkale'de vazife yaptı. Çok istemelerine rağmen uzun yıllar çocuk sahibi olamayan Semine ve Salahaddin çiftinin 1948'de, evliliklerinin 14. yılında kızlan Zeynep Semra Demirtaş dünyaya geldi.

Askerliğin ardından Okullar Saymanlığı'nda başladığı vazifesinden, uğradığı bir haksızlık ve iftira sonucu 1948 yılında aynldı, uzun süren mahkemenin ardından beraat etmesine rağmen vazifesine geri dönmedi. 1948 yılında adaşı Zakirbaşı Albay Salahaddin Gürer'in vasıtasıyla Muzaffer Ozak'ın Aksaray Süpürgeci Han'daki kitap dükkanında, muhasebe işlerini yapmak üzere işe başladı. 1948 yılında katip olarak yanında bulunduğu Muzaffer Ozak ile uzun yıllar sürecek bir dostluk kurup kader birliği yaptılar. Salahaddin Bey, 1950'den itibaren Muzaffer Efendi'nin Süleymaniye Camii'nde kıldırdığı "Enderûn Usûlü Terâvih"lere devam ederek bu usulde gerekli olan özel miiezzinliği yaptı. Bu dönem Muzaffer Efendi'yle dostluklannın daha da ilerlediği bir dönemdir. 1936'da Muzaffer Ozak'ın, Süpürgeci Han'daki dükkanına, yanında çalışan Ali Bilici ve Salahaddin Bey'i önce ortak edip daha sonra da hissesini tamamen devretmesiyle dini kitaplar basan Salah-Bilici Kitabevi kuruldu. Salahaddin Demirtaş bu tarihten itibaren ''Kitapçı Salahaddin Bey" veya ''Kitâbî Salahaddin Bey' olarak anılmaya başlandı.

Tekke ve zaviyelerin 1925'de sırlanmış olması demek gayet tabii tekke mensuplarının bitmesi, nesillerinin tükenmesi anlamına gelmez. İşte bu insanlar, tekke-tasavvuf adab ve erkanını bilenler, kendi özel ortamlannda mensubu olduklari ekolleri yaşatmaya, devam ettirmeye çalışmışlardır. Bu açıdan 1925'den öncesi ve sonrası arasındaki en bariz fark mekansızlıktır. Çünkü kanun ile beraber pek çok dergah binası resmi kurumlara devredilmiş, bunun dışındakiler de -kasden- kendi haline terk edilmiştir. Netice olarak tarikatlann merasimlerini, ayinlerini yapabilecekleri mekanlan kalmamıştır. Elbette durum sadece mekan yokluğundan ibaret değildir. Tüm bu faaliyetler de yasak kapsamındadır. Bu yasaklamalar neticesinde tarikatlann eğitim sistemi belki kısıtlanmıştır ama koreografileri ve erkanı folklorik bir yapıda devam etmiştir. Tekkelerde yetişmiş, o havayı teneffüs etmiş olan Salahaddin Demirtaş da imkanlar elverdiğince, kendisi gibi bu kültüre mensup insanlarla birlikte olmuş;, bu adab ve erkanın yaşamasına, aktanlmasına hizmet etmiştir. Bugün Türk Müziği Formları arasında bir Tekke Mûsıkîsi'nden bahsedebiliyorsak, bu tamamen "Ben turuk-i aliyyenin zâhirî âdâbını ve erkânını bilirim" diyen Salahaddin Demirtaş ve birlikte olduğu insanlar sayesindedir.

Kitapçı Salahaddin Bey, 1956 yılından itibaren her perşembe Kasımpaşa'daki Rıfâî Dergahına ve salı günleri de Tophâne'deki Kâdirî Dergâhına giderek bu ekollerin âyin ve mûsıkîsini icrâ etti. Bu yıllarda bazı özel ev toplantıları da olur, buralarda da zikir meclisleri kurulurdu. Bu evlerden en önemlisi her çarşamba gittiği Ekrem Hakkı Ayverdi'nin eviydi. Tüm bu ekollerin içinde olan ve ömrü boyunca hizmet eden Salahaddin Bey, 1958 yılında Hz. Pîr Nureddin Cerrâhî Âsitânesi son şeyhi Fahreddin Efendi'nin manevi terbiyesi altına girdi. Salahaddin Demirtaş, Fahreddin Efendi'yle tanışması ve intisâbını şöyle anlatır :

"Muzaffer Bey beni bir pazartesi akşamı Fahreddin Efendi'ye götürdü. içeri girdik, oturduk. Safer Baba, Kemal Baba, Niyazi, Zülfü, Şevki ordalar. Biraz tevhid çekildi, ardından sohbet başladı. Efendi beni sordu, tanıttılar. İntisab etmez mi bize? diye sordu. Benim doğum meselem var ya. Efendimiz Uşşâkîlerle bir bağım olacak benim dedim. Efendi de bu dergahda her tarîk var, Uşşâkî de var, Rıfâî de var, Bedevî de var Sadî de var dedi, saydı. Otur dedi. Tut elimi dedi ve işte böyle oldu, elini öptük, bağlandık''

Ses rengi itibariyle nadir ve kıymetli seslerden olması, çok iyi fasıl bilmesi ve okuması sebebiyle kendisine Radyo'dan teklif gelmesine rağmen eşi Semine Hanım rıza göstermediği için bu teklifi kabul etmedi.

İhtilal sonrası dönemde ev toplantıları ve yapılan zikir talimleri neredeyse kapıların ve camların battaniyelerle örtülerek, sesin dışarı gitmesine engel olacak şekilde bir ürkeklik içinde yapılırdı. Salahaddin Bey, Hulusi Gökmen, Cahit Gözkan ve Hafız Kulaksız Burhan Efendi'nin de bulunduğu bir meclisde şâhid olduğu hadiseyi şöyle nakleder:

"Buyruğun tut Rahmân'ın ilahisini okuyorlar, tevhide gel tevhide. Oraya kadar söylüyorlar, ordan sonra nı nı nı nı. Şaşırdım hepsi ağzını kapamış bir hımıltı gidiyor. Meğer Lailaheillallah demekten korkuyorlar, oraya geldiği zaman okumuyorlar da sesini yapıyorlar. Neden? Çünkü çok büyük bir sakınca hasıl olmuş. bu işten öyle bir sakınılmış nedense. Lailaheillallah diyeceksin, Allah Allah, Hu Hu, illallah diyeceksin, yani ne olur bunu demişsen? Şimdi buraya geldiniz, deminden beri Allah dedik, illallah dedik, Lailaheillallah dedik, bir şey mi oldu? Ne kadar zor durumdaymışız, bunu bilin efendi, Bu fakirin bizatihi şahid olduğu işler, uydurma yok."

Salahaddin Demirtaş'ın 1960 yılından itibaren Konya'da ayinhan olarak katıldığı Hz. Mevlana'yı anma törenlerindeki hizmeti 1978 yılına kadar aralıksız devam etti. İstanbul'dan bu törenlere trenle ve kalabalık bir ekip halinde gidilirdi. Bu heyette mutrıbta görev alacak sanatkarlann yanı sıra Hz. Mevlânâ'ya gönül vermiş, sevenleri, aşıklan ve devrin önde gelen simaları da bulunurdu. Salahaddin Bey bu seyahatlerin neşesini "İstanbul'dan binerdik, Konya'ya kadar söylerdik" diye anlatır.

Salahaddin Demirtaş, 1967'den itibaren Muzaffer Ozak'ın isteği iizerine Türk Tasavvuf Mûsıkîsi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı'nın binasında pazartesi günleri, pek çok kadim ilahi ve özellikle "Kıyam Kelime-i Tevhid"i meşk etti. Vakıftaki bu meşkler 80 ihtilaline kadar sürdü. Salahaddin Demirtaş, ihtilal sonrası evvelce yaşadıklarının tesiriyle vakfa gitmekten imtina edince, meşkler Safer Dal Efendi'nin Üsküdar'daki evinde Salı günleri devam etti. Salahaddin Demirtaş, 1978 yılından itibaren başlayan Avrupa ve Amerika seyahatlerine, Muzaffer Ozak Efendi ve Safer Dal Efendi'nin çok istemelerine rağmen uçak korkusu sebebiyle katılamadı.

Hem yaşının ilerlemesi hem de 80 ihtilalinin kendisinde oluşturduğu hassasiyet sebebiyle 1981 yılında Ali Bilici ile olan ortaklığını, emekli olmak suretiyle noktaladı. Fakat ne dükkanla ne de Ali Bilici ile ilişkisini kesmeyip, kitabevini ziyaretlerine devam etti. Bu ziyaretler esnasında eskiden olduğu gibi, pek çok ahbabı ve talebesi ondan istifade etmek için dükkana gelişlerini sürdürdü. Aynı yıl kendisinden 20 yaş büyük olan ablası Şaziment Hanım'ı kaybetti. Emekliliğinin ardından meşklerine, evinde talebeleriyle devam ederken, dostlannın evlerinde de özellikle "Kıyam Kelime-i Tevhid" talimleri yaptırdı. "Kıyam Kelime-i Tevhid"i Salahaddin Bey'e göre ritmik ve miizikal yapısı nedeniyle en önemli zikirdi. Bu zikir sırasında okunacak kasideler için:

"En fazla iki satır olacak, perdeyi vereceksin, uzun uzun cami kasidesi gibi okunmaz, ne dediği anlaşılır şekilde, konuşur gibi olacak'' derdi.

Yine bu meşklerde talebelerine yaptığı zâkirbaşılık tarifi de çok çarpıcı ve önemlidir:

"Bir zakirbaşı zikir esnasında cümle kainatın, yıldızların, gezegenlerin, atomların kendisiyle beraber zikrettiğini hissetmeli, o hal üzere olmalı. Aksi halde o zikirde bir noksanlık olacaktır"

İşte bu meşkler sadece zikir talimlerinin yapıldığı, ilahilerin geçildiği toplantılar değil, Salahaddin Bey'in, âdâbı ve erkânıyla tasvvuf kültürünü talebelerine aktardığı, bir nevi tasavvuf terbiyesi verdiği derslerdir.

Salahaddin Demirtaş, hocalarının başında ''Ben kıyam reisliğini de mûsıkîyi de babamdan öğrendim" sözleriyle babası Hüsâmeddin Efendi'yi sayar ve en çok ondan istifade ettiğini söylerdi. Ayrıca Münir Nureddin Selçuk ve Sadi Hoşses'in de hocası, Kâdirî zâkirbaşısı ve şeyhi olan Kasımpaşa'lı Şeyh Cemal Efendi, Hüseyin Sebilci, Albay Salahaddin Gürer ve Cerrâhî Âsitânesi zâkirbaşısı Necâtî Efendi'den de istifade etmiştir. Klasik fasılları çok iyi bildiği ve okuduğu bilinen Salahaddin Bey'in bu mevzudaki hocası, Okullar Saymanlığındaki memuriyeti esnasında tanıştığı başkatibi Sadi Erden Bey'dir. Ûdî Sadi Bey'in evinde yapılan fasıl meşklerine Hafız Kerim, Hafız Mecid ve Hulusi Gökmen de katılırdı. Bu isimlerle beraber, yaşadığı dönem ve bulunduğu ortam itibariyle, özellikle Tekke Mûsıkîsi sahasında Tarîk-i Cerrâhiyye'den Şeyh Fahreddin Efendi, Tarîk-i Rıfâiyye'den Şeyh Muhyiddin Efendi, Tarîk-i Sadiyye'den Şeyh Râşid Efendi ve Şeyh İzzî Efendi, Tarîk-i Kâdiriyye'den Şeyh Gavsî Efendi ve Şeyh Nazmî Geylan Efendi, Saadeddin Heper, Hopçuzade Şakir Çetiner gibi pek çok kıymetli zattan istifade ile kendisini yetiştirmiştir diyebiliriz.

Kitapçı Salahaddin Bey edindiği bu birikim neticesinde ilahilerini 1970 yılından itibaren bestelemeye başladı. Her biri birbirinden kıymetli bu eserler, Tasavvuf Müziğinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Artık Salahaddin Demirtaş, bestelerindeki yüksek mûsıkî, kendisinin bu kültür içindeki duruşu ve konumu sebebiyle "Salâhî Dede" olarak anılacaktır. Bu ismi kendisine Safer Dal Efendi vermiştir.

Salâhî Dede, nasıl beste yaptığını şöyle ifade eder:

"Bu işler benden değil, ben kendimi biliyorum. Bu benim merbutiyetimden, bağlılığımdan ileri geliyor, zuhur ediyor. Yoksa zuhur etmez. Ben de kendime okuyorum, şaşırıyorum, Allah Allah diyorum, nasıl yapmışım ben bunu. Demek ki başka bir sebep var, dergaha devam ediyorum ya ben, Karagümrük'e, ordan gelen bir aşk var. Ordan gelirim, otururum pencerenin önünde ilahi yapanm saat dörtten sonra. Neden? Daha hızımı alamamışım. İşte bu ilahilerin bir çoğu böyle çıktı. Oradan anlıyorum ki bunlar benim değil, bana söyletiyorlar bunu, yapıyorlar."

Bu tevazu içinde eserler veren Salahaddin Bey'in en sevdiği makam olan Şevkutarab'tan yaptığı ''Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin' ilahisini dinleyen Cinuçen Tanrıkorur'un İsmail Dede Efendi'yi işaret ederek söylediği söz, Salâhî Dede'nin bestekarlık kudretini izah bakımından çok önemlidir:

"Dede mi oldun be mübarek"

Salâhî Dede'nin, kültür ve mûsıkî dünyamızın önde gelen isimlerinden Ekrem Hakkı Ayverdi, Samiha Ayverdi, Hafız Yaşar Okur, Kazım Büyükaksoy, Muzaffer Ozak Efendi, Safer Dal Efendi, Kemal Evren, Kemal Tezergil, Yarbay Zühdü Bey, Hafız Hüseyin Tolan, Cahit Gözkan, Sabahaddin Volkan, Ahmet Hatipoğlu, Necdet Tanlak gibi isimlerle dostluğu, arkadaşlığı oldu. Yusuf Ömürlü, ÖmerTuğrul İnançer, Ahmet Özhan, Güner Aygün, Hasan Semerkantlı, Ahmet Muhtar Gölge, Emre Ömürlü ve ismini sayamadığımız bir çok kişi, kendisinden istifade etmiş talebeleri olarak zikredilebilir.

Gençlik yıllannda sporla ilgilenen Salahaddin Demirtaş, İstanbulspor'da futbol oynadı ve hakemlik yaptı. Kuvvetli ve bas bir ses rengine sahip olan Salahaddin Demirtaş, yapılı, vakur, ciddi, samimi, sevecen, kibar, çok hisli, ince ruhlu, cömert, giizel Türkçe konuşan, genel kültürü, hayata ve olaylara yaklaşımı ile tarn bir Osmanlı bakiyesi ve İstanbul Beyefendisiydi.

Salahaddin Demirtaş, 1986'da ilk kalp krizini geçirdi ve 52 giin sonra tekrar sağlığına kavuştu. Bu rahatsızlığı sigarayı bırakmasına vesile oldu. 11 sene sonra da 1997'de ikinci kalp krizini geçirdi. Hastanede vefatından bir gün önce kendisini ziyarete gelen dostlanna :

''Artık yapılacak bir şey yok! Bana Pîrân göründü."

diyerek, vaktin tamam olduğunu haber verip evine gitmek istedi ve 5 Mart 1997 Çarşamba akşamı, saat 19:00 sularında evinde "âlem-i cemâl"e intikal etti. Evvelce talebelerine:

''Aman ben göçtüğümde günlük-güneşlik güzel bir zaman olsun"

dediği gibi, Mart ayının altısında, güzel bir günde, hayatını çok sevdiği Rabb'inin esması ve zikri ile sürdüren Salâhî Dede, tüm sevenlerini ve eserlerini geride bırakarak Söğütlüçeşme Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından, Çengelköy Mezarlığı'ndaki 2. ada, 1336 numaralı kabrine, tasavvufi ıstılahla, sırlandı. Kendisinden meşk edilen ilahiler, zikir usulleri ve birbirinden kıymetli eserleri ile musiki tarihimizdeki yerini alan Salahaddin Demirtaş, bu gök kubbede bıraktığı hoş sada ile daima rahmetle anılacaktır.

Rûhu şâd olsun...

* Bu yazı Cumhur Enes Ergür'ün "Doğumunun 99. Yıldönümü Hatırasına Zakirbaşı-Kıyam Reisi-Bestekar Salahaddin Demirtaş, Hayatı ve Eserleri" adlı eserinden alınmıştır..

 

Merhum Selahaddin Demirtaş üstâdımızın tesbit edebildiğimiz eserleri aşağıda listelenmiştir, bu eserlerden üçü hariç hepsinin okunuşu (çoğu kendi sesinden olmak üzere) arşiv kayıtlarımızda mevcuttur....

Eser Adı
Nutuk
Makam
Usul
Form
İbtidadan yol sorarsan sofi
Hatayi
Acemaşiran
Devr-i Hindi
İlahi
Sultan-ı kevneyn
Himmet Bayrami Hazretleri
Acemaşiran
Düyek
İlahi
İlahi neylesün nitsün
Fahreddin Cerrahi
Acemaşiran
Düyek
İlahi
İrfan meclisine arişebilsem
Şeyh Atıf Efendi
Acemaşiran
Sofyan
İlahi
Gördüm çü Hakkın vechini
Akşemseddin Hazretleri
Acemaşiran
Nim Evsat
İlahi
Menba-ı ilm-i Hudâ'sın Ya Muhammed Mustafa
İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri
Acemkürdi
Düyek
İlahi
Ehl-i zikrin zikrine
Fahreddin Cerrahi
Bayati
Düyek
İlahi
Mecnuna sordular
Yunus Emre
Bestenigar
Sofyan
İlahi
Durman yanalım ateş-i aşka
Ahmed Hayali Gülşeni
Bestenigar
Düyek
İlahi
Gelin meydane
Muzaffer Ozak
Dilkeşhaveran
Sofyan
İlahi
Bir garib kul düşdü yola
Mustafa Tahralı
Ferahfeza
Düyek
İlahi
Nesli paki Resuldeniz
Mustafa Tahralı
Ferahfeza
Sofyan
İlahi
Yanıp derd-i elemlerle
Hakkı ?
Hicaz
Curcuna
İlahi
Hatem-i zümre-i pirana geldim
Hacı Nedim Bey
Hüseynibuselik
Sofyan
İlahi
Asuman-ı vahdetin mahı
Osman Nureddin Şems Efendi
Isfahan
Sofyan
İlahi
Gel gülşeni tevhide
Osman Nureddin Şems Efendi
Mahur
Düyek
İlahi
Gözlerinden bellidirler başkadır dünyaları
Belirsiz
Maye
Düyek
İlahi
İlahi neylesün nitsün
Fahreddin Cerrahi
Müstear
Aksak
İlahi
Allah olsun sözümüz
Mustafa Tahralı
Muhayyer
Düyek
İlahi
Allah diyelim daim
Yunus Emre
Muhayyerkürdi
Sofyan
İlahi
Hakk şerleri hayreyler
İbrahim Hakkı Erzurumi Hz
Muhayyerkürdi
Sofyan
İlahi
Kutbul Alem Gavsi Subhan
Muzaffer Ozak
Muhayyersünbüle
Evsat
İlahi
Ey aşık-ı dildade
Hasan Sezai Efendi Hazretleri
Neveser
Düyek
İlahi
Guş-i cana nağme-i ezkarı talim eyledin
Belirsiz
Nikriz
Devri Hindi
İlahi
A sultanım sen var iken
Yunus Emre
Nikriz
Sofyan
İlahi
Ey Hakk'a talib olan
Muzaffer Ozak
Nühüft
Düyek
İlahi
Gelmişem vahdet elinden
Ümmi Sinan Hazretleri
Şedaraban
Nim Evsat
İlahi
Dil beytini pak eden
Nureddin Cerrahi
Segah
Düyek
İlahi
Aceb hayran oldum aşka uyalıdan
Sinan Ümmi Hazretleri
Şehnaz
Düyek
İlahi
Zahid bize tan eyleme
Muhyiddin Efendi
Şehnaz
Düyek
İlahi
Müştak-ı cemalinem
Muzaffer Ozak
Şevkefza
Sofyan
İlahi
Durman yanalım ateş-i aşka
Ahmed Hayali Gülşeni Hz.
Şevkutarab
Düyek
İlahi
Ben bilmez idim
Köseç Ahmed Dede
Şevkutarab
Sofyan
İlahi
Ey padişah-ı lem yezel
İbrahim Tennuri Hazretleri
Suzidil
Düyek
İlahi
Ateş ne zened der dil-i mâ illâ hû
Hz.Mevlana
Suzidil
Düyek
İlahi
Gece gündüz diyelim Lailaheillallah
Muzaffer Ozak
Tahirbuselik
Düyek
İlahi
Durman yanalım ateş-i aşka
Ahmed Hayali Gülşeni
Zavil
Düyek
İlahi

 

6 Mart 2015 tarihinde TRT'de yayınlanan Salâhî Dede Özel Konseri